Search

Düşüncelerim

kahve veya çayla tüketin…

Beşiktaş değerlendirmesi

Ne zamandır Beşiktaş ile ilgili yazı yazmamıştım. İlk yarının bitmesiyle, bir yazı yazmaya karar verdim. Bugüne kısmet oldu. Fabri ile başlayalım. Sezonun başında geçen seneki hatasından da kaynaklı olarak topu oyuna sokarken hep yüksek vurmayı tercih etti ve açıkçası bu beni biraz korkutmuştu çünkü fabri yi farklı kılan en önemli şey ayağının iyi oluşuydu. Haftalar ilerledikçe bu konuda biraz daha rahatladı. Mümkün olduğunca risk almadan topu pasla oyuna sokmaya çalıştı. Buna ek olarak kalede de refleksleri ve yer tutuşları iyiydi. Normalde Fabri cepheden çekilen uzaktan şutlarda zayıftı. İlk yarının ortasından itibaren bu konuda ilerleme kaydettiğini gördük. Beni esas şaşırtan Tolga Zengin deki değişimdi. Aldığı kısa süreleri iyi değerlendirdi. Bunların hepsi toplandığında şunu diyebilirim, kaleci antrenörü olarak Mrmic i seçmek çok doğru bir hareketmiş. Gelelim defans hattına. Gökhan Gönül tutuk başladı. Her zaman dendiği gibi sahiden gökhan oynarak ritim bulanlardan. Gökhan ın en büyük dezavantajlarından biri Q7. Sağ kanat kulvarını komple Q7 dolduruyor. Bu sebeple de gökhanın efektifliği azalıyor. Bu durumda iki alternatif var. Ya ikisinden biri oynayamayacak yada ikisinden biri oyununu değiştirecek.  Gökhan eğer içeri giren ortasaha rolü üstlenen bir beke dönüşürse çok farklı bir etki yaratabilir. Bunu zaman zaman adriano çok iyi yapıyor. Stoperlere gelelim. Pepe muazzam bir transfer. Oyuna katkısı olduğu gibi takımdaki diğer stoperlere de katkısı olduğunu düşünüyorum. Buna genç oyuncular da dahil. Tosic üst düzey bir gelişim gösterdi. Takıma enerji katıyor. Adriano tam bir tecrübe ve winner. Umarım caner ondan savunmada pozisyon almayı öğrenir. Babel de çizgiyi kapatmayı seven bir kenar oyuncusu. Bu sebeple adriano o bölge için güzel bir tercih. Orta sahayı destekleyip ekstra bir pas istasyonu olabiliyor. Mitrovic deki gelişim takdir edilesi. Özellikle kupa maçındaki ön libero performansı umut vericiydi. Keşke biraz daha çabuk olsaydı. O zaman birinci sınıf bir ön libero olabilirdi. Barca sergio busquets yerine adam ararsa uğrayacağı yer beşiktaş olurdu. Atiba ya gelirsek çabası her zamanki gibi üst seviyede ama fiziksel durumu geçtiğimiz senelerin altında. Medel oyunu devamlı rahatlatan bir oyuncu. Tek topları, oyunun yönünü değiştirmeleri çok faydalı. Takımımızda topu çok eveleyip geveleyen oyuncu olunca bu tip oyuncular daha da kıymetli oluyor. Bence ikinci yarı ortasaha oyuncularında yeri garanti olan isim medel. Tolgay çok önemli yetenekleri olan bir oyuncu. İlk geldiğinde tarzı ilkay a çok benziyor demiştim. Bu sene aynı benzetmeyi Mehmet Demirkol da yaptı. Sahiden iyi gününde olursa ,iyi bir silah. Özellikle topla dikine yaptığı dribblingler takım için fark yaratabilecek şeyler arasında. Bir de en sevdiğim özelliği defanstan gelip top istemesi. Çoğunlukla ülkemizdeki ortasahalar defanstan yalandan top ister. Tolgay gidip bir şekilde alıyor o topu. Oğuzhan a gelirsek beni en hayal kırıklığına uğratan kişi oğuzhan oldu. Sorumluluk almadı. Özellikle 10 numara oynayamamasını kabul edemiyorum. Beni en sinir eden şey de oyunda kendini devamlı sol çizgiye atmasıydı. Bunun ilk başta fiziksel yetersizlikten olduğunu düşünmüştüm sneijder de olduğu gibi ama son kupa maçını izledikten sonra bunun tek sebebinin Q7 olduğunu anladım. Oğuzhan geri pas alma ihtimalinin daha çok olduğu sol tarafı tercih ediyor ataklarda. Bu ne olursa olsun oyunumuz daraltan ve sıkıştıran bir sebep. Oğuzhan’ı biraz anlıyorum. İlerideki bütün oyuncularımız topu geri verme ihtimali düşük oyuncular. En iyisi Babel bile topu 3 kere dürtmeden pas atmıyor.  Yinede oğuzhan ın daha fazla çabalaması gerekir. Sağ kanatta Q7 ye gelelim. Çok etkili bir oyuncu. Sağ kanattan çok etkili ortalar kesebiliyor ama o da oyun içinde Oğuzhan gibi yanlış tercih yapıyor. O da kendini çizgiye atıyor ve orada bekliyor. Birkaç maçta ortaya girip orada da top alabildiğini gödük. Bunu daha çok denemesi lazım. Yoksa açıkçası beşiktaş ın geleceği için yedek kulübesine çekilmesi gerekir. Bir de bitiriciliğini düzeltmesi gerekiyor. İlk yarı bitiriciliği rezaletti. Lens büyük hayal kırıklığı ve Beşiktaş ın oyun sistemine uymayacak gibi duruyor. Yapabiliyorsa bek savunmasını öğrenip sağ beke evrilmesi mantıklı bir hareket olabilir. Valencia gibi yararlanabiliriz kendisinden. Öbür türlü zor gibi duruyor. Gelelim babel e. Çok katkısı var Beşiktaş’a. En önemlisi de gol ve asist katkısı. Büyük takımların kanatları skorer olmak zorunda bence. Babel in bence tek eksiği var. Sadece skor üretmek için içeri giriyor. Bu da daha çok ceza sahası koşuları oluyor. Oyun kurulumunda da içeri girip pas istasyonu olmalı. Daha fazla içeri girip ceza sahası çevresinde pas alış verişi yapması lazım. Orkan bence inanılmaz doğru bir transfer olmuş. Takımımızda ciddi eksik olan hızlı oyuncu profiline uyuyor. Çalım atabiliyor. Bizim takımda iyi çalım atabilen çok oyuncu var gibi duruyor ama bence bu doğru değil. Mesela bekiyle bire bir kaldığında bunu kesin geçer dediğim oyuncu yok. Q7 için bile bunu diyemiyorum. Gökhan Töre için bunu diyebiliyordum mesela. Orkan da bu tip bir oyuncu bence. Büyük takım kanatları beklerle birebir kaldığında onu geçmeli. Orkan ın bir diğer özelliği pas oyununa dahil olabilmesi. En önemlisi de skor yapmayı araması ve aldığı kısa sürelerde asist gol katkısı yapması. Bütün kanat oyuncularımız düşünüldüğünde yetenek olarak en komple kanat oyuncumuz Orkan.  Umarım bu yeteneklerinin hakkını çok çalışarak verir. Talisca 10 numara ile santrafor arasına sıkışmış bir oyuncu. Bir ara Mustafa Denizli nin buçuklu tabiri vardı. Talisca buna tam uyuyor. Kendisi 9,5 a güzel bir örnek. Biz onu bir buçuk senedir 10 yapmaya çalışıyoruz ama olacak gibi durmuyor. Bu sebeple onun yerine 9 a zorlamalıyız bence. Santrafora dönüşmesi daha kolay gibi duruyor. Açıkçası ikinci yarıda da Talisca 10 numara oynayacaksa bizi zor günler bekliyor. Bir de bu duruma ek olarak eski keskin bitiriciliği de yok. Sniper gibi duran top kullanan adam vasat kullanır oldu. Santrafor konusuna gelirsek Cenk için bir şey yazmama gerek yok bence. İnanılmaz bir gelişim. İngiltereye giderse kendisine başarılar diliyorum. Bana Everton maçlarını bir başka takip ettirtecek. Negredo ya gelelim. Beni en mutlu eden şey hırsı. Çok çabalıyor. Pasör bir santrafor. Bu özelliği sebebiyle false nine oynatmayı bile deneyebiliriz. Negredo santrafor oynadığı zaman arkasında pasör ve skorer bir 10 numara olması lazım. Drogba sneijder uyumunu hatırlayın. Ayrıca Negredo oynadığı zaman kanatlar skorer olursa oyun çok daha etkin ve cezalandırıcı olur. Son olarak Necip ten bahsedeyim. Her mevkide elinden geleni yapmaya çalışmasını takdir ediyorum. Kadroda böyle bir oyuncu bulunması kesinlikle gerekiyor. Bu arada bence takımın acil olarak bir 10 numara ihtiyacı var Yazımı benim ikinci yarıda görmek istediğim 11 ile bitireyim.

Fabri

Gökhan Pepe Tosic (vida) adriano

Medel Oğuzhan (tolgay)

Orkan On numara Babel

Negredo

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Advertisements

Asgari Ücret

Dün asgari ücretteki artış açıklandı ve ardından insanlar görüşlerini belirtmeye başladılar. Birçok konuda olduğu gibi bence bu konuyu da yanlış yönden tartışıyoruz. Geçenlerde dostum Kağan ile bu konu üzerinde konuştuk ve buraya ikimizin uzlaştığı ana fikri yazıyorum. Açıkçası asgari ücretin rakamını tartışmak bence gereksiz. Yapılması gereken o sayıları değil o sayıların alabileceklerini arttırmak.

Asgari ücret isterse 1600 değil 10000 olsun eğer ben önceden 50 ekmek alıp şimdi 25 ekmek alıyorsam o artışın hiçbir anlamı yok. Peki ülkemizde bu süreç nasıl işliyor bir bakalım. Önce asgari ücret arttırılıyor. Sonra peşine zamlar geliyor. Sonra asgari ücretteki artıştan dolayı şirketlerin maliyeti artıyor. Bu da satın alınan hizmetlerin ve ürünlerinin fiyatlarının artmasına sebep oluyor. Bunun üzerine bir de dövizdeki artış eklenince bir bakıyorsun önceki senelerdeki alım gücün kalmamış. Asgari ücret arttırımının pozitif bir etkisi olmadığı gibi asgari ücretin üzerinde çalışanlara zararı oluyor çünkü onlar bu kadar zam alamıyorlar.

Bu sebeple sayıları tartışmayı bırakıp o sayıların satın aldıklarını nasıl arttırırız onu tartışmalıyız. Umarım hem iktidar hem muhalefet hem de halk doğru taraftan bakmaya başlar. Bizim ekonomiyi güçlendirip TL nin değerini ve alım gücünü arttırmaya başlamamız lazım. Artık bunu tartışalım bence.

Umutlarınızı kaybetmeyin!

Umut bu dünyada kolay kazanilip kolay kaybedilen bir duygu, his. Umutsuzluk ise kurtulması zor bir süreç, bir hastalık. Aslında tedavisi basit ama insanın bunu tek başına keşfetmesi pek kolay olmuyor.

Şu sıralar çevremde umutsuzluğa kapılmış çok insan var. Hepsinin de binlerce haklı sebebi var. Hayatlarındaki sıkıntılar, ülkedeki sorunlar, dünyadaki yanlışlıklar. Hepsi bırakmamacasina sarılıyor insana. Nefes alamıyorsun adeta.

Bu umutsuzluğa son olarak referendum sureci de birkaç baharat kattı. Bu konuda düşünceli olanlara şunları söyleyebilirim;

Bir şeyleri düzeltmek mi istiyorsunuz? Yalnız değilsiniz. Sizin gibi bekleyen, üzülen, sinirlenen milyonlarca insan var. Birbirinizi bulabilirsiniz. Çevrenizdekileri ikna edebilirsiniz. Evet çok zor ama imkansız değil. Çabalayın. Bu ülkenin hatırlamasını sağlayın. Kaybettiğimiz hoşgörüyü, sevgiyi, saygıyı, paylaşmayı hatırlatın. Emin olun bu ülkenin tamamı bunu çok özledi. En çok da birbirine içten gülümsemeyi.

 

16.04.2017 AK Parti’nin çöküşünün başlangıcı

Bugün anayasa değişikliği için yapılan referandumu geride bıraktık. Sonuçlar Anadolu Ajansına göre belli olmuş, YSK ya göre ise daha kesinleşmemiş durumda. Bu seçim insanın içine sinen bir seçim oldu mu? Bence olmadı. Mühürsüz zarf ve pusula ile kullanılmış bu kadar oy varken insanın içine sinmez zaten.

Gelelim neden çöküşün başlangıcı olarak gördüğüme. Öncellikle şöyle kabul edelim. Yapılan itirazlar asılsız ve evet oyu verenlerin yüzdesi 51 olduğunu varsayalım. Bu durumda ülkenin neredeyse yarısının onaylamadığı bir sisteme geçmiş olmanın ağırlığını omuzlarında taşıyor olacak AK Parti. Bu birinci sıkıntı. İkinci sıkıntı ise artık bir bahanesi kalmamış olacak ve olası bir sorunda hedef haline gelecektir. Örneğin çıkacak bir ekonomik kriz, artan işsizlik gibi problemlerin faturası AK Parti’nin merkez binasına kargolanacaktır. Bir diğer problem ise 3 büyük şehrin kaybedilmiş olduğu gerçeği. Yani kısacası Sayın Erdoğan’ı taraftar niteliğinde desteklemeyen %50’den fazla bir kitle var bu üç şehirde.  Bu da demek oluyor ki AK Parti’ye soğuk bakan seçmen kendi belediye başkanı adayını (herhangi bir partiyle bağı olmayan) gösterip belediye başkanlığı seçimlerini kazanabilir. Bir iktidar partisi için İstanbul Belediyesini kaybetmenin ne kadar darmadağın edici bir etkisi olduğunu söylememe gerek yok herhalde.

Gelelim oylar geçersiz sayıldığında hayır çıkmasına. Böyle bir şeyin gerçekleşeceğini sanmıyorum ama gerçekleştiğini varsayalım. Bu AK parti için kaotik olur. Kaybettiği ilk seçim olarak ilk domino taşı etkisi görür. Buna bir de 3 büyük şehrin kaybedilmesi eklenirse yıkıcı bir sonuç olur. Erken seçime gitmek durumunda bile kalabilir. Halk seni tam anlamıyla desteklemiyorken de bu girişim çok büyük bir risk olur.

Son olarak da yeni anayasanın özelliklerinden bahsedeyim. Yeni sistem yürütmeyi tek bir kişiye indirgiyor. Bu da aslında partilerin sabitlenmiş oy dağılımında gerçekleşemeyecek senaryoların gerçekleşebileceği anlamına gelir. Şu durumda aslında AK partinin genel seçimde iktidarı kaybetmesi çok zor. Fakat bir bireyin, bağımsız bir bireyin, CHP-MHP-HDP üyesi olmayan bir bireyin Erdoğan karşısında zafer kazanması çok olası. Çünkü önünde ne partilerin geçmişinden gelen bir ön yargı var ne de önünde %10 barajı gibi kocaman bir engel var. Tek yapması gereken şey ise seçmenin kalbini kazanmak. Ülkenin %49 u da başarılı umut vaat eden bir aday çıkarabilir diye düşünüyorum.

Siyasi sistem nasıl olmalı?

Başkanlık sistemi son senelerde ülkemizde devamlı tartışılan bir konu. Gerçi saçma sapan bir şekilde başkanlık sistemi gelsin mi gelmesin mi tartışılıyor ama kimse başkanlık sistemi nasıl olacak söylemiyor. Aklınızdaki başkanlık sistemi nasıl, önce bu belirlenmeli sonra bu sistem doğru olur mu olmaz mı tartışılmalı?

Herkes bunu tartışırken ben de genel bir sistem üzerinde düşündüm. Bence bir kere yürütme ve yasama seçimlerini ayırmamız gerekiyor çünkü birçok insan koalisyon hükümetinden çekindiği icin yasamayı da tek partiye veriyor. Bence bu sağlıklı degil. Bana sorarsaniz barajın olmadığı bir yasama meclisi seçimi yapılmalı. Daha sonra da yürütme için bir seçim yapılmalı.

Gelelim yürütme seçimine. Bence bütün bakanlıklar ayrı ayrı seçilmeli. Mesela ekonomi bakanı olmak isteyenler aday olmalı ve biz onlar arasından seçim yapmalıyız. Boylelikle her mevkiye o konunun uzmanının gelme ihtimali artar.

Kafamda planladığım sistem bu, pratikte nasıl olur bilemiyorum. Bir gün deneyen olursa görürüz.

Beşiktaş değerlendirmesi – 29.10.2016

Beşiktaş, Gençlerbirliği maçında kritik puanlar kaybetti. Daha da önemlisi Talisca’yı kaybetti. Caner ile oyun içindeki hırsının bir bölümünü kaybeden Beşiktaş Talisca ile de bitiriciliğinin büyük bir bölümünü kaybetti. Bu sene takımın bitiricilik konusunda problemi oldugu düşünüldüğünde bu kayıp büyük sıkıntı yaratacaktır. Özellikle Cenk büyük bir hayal kırıklığı bu sene.

İlerleyen haftalarda Beşiktaş’ın iyi bir Oğuzhan’a ihtiyacı olacak. Umarım iyi bir şekilde döner. Daha önceki yazılarımda belirttiğim gibi Beşiktaş’ın ciddi bir kanat sorunu var. Özellikle de son sakatlıklardan sonra. Eğer Töre hamlesi olursa devre arasında çok doğru bir hareket olacak gibi duruyor. Bu kadar kanat sıkıntısı olduğu düşünülünce Aboubakar sol kanada çekilip Oğuzhan’ın false nine oynadığı bir sistem denenebilir. Aslında ben bu sistemi Talisca ile merak ediyordum ama maalesef sakatlandı. Merak ettiğim 11 şöyle;

…………………Fabri……………….

G. Gönül…Marcelo…Tosic…Adriano

……………….. G. İnler……………….

…………..Tolgay………Atiba………..

………………….Oğuzhan…………….

Quaresma…………………Aboubakar

 

Bu sistem ile oynadığında Beşiktaş Oğuzhan’a çok iş düşüyor o bölgede dribling yapıp, pas dağıtıp, asist ve gol atmasi gerekiyor. Ayrica bu sistemde Aboubakar, Quaresma, Atiba ve Tolgay’ın savunma arkasına çok koşu yapması lazım.

Gerçekten çok merak ediyorum takım bu oyunu başarabilir mi?

Akıllı Telefon Pazarı

Son dönemde akıllı telefon pazarında iki önemli gelişme oldu. Biri Samsung’un note 7 lerinin patlama fiyaskosu diğeri de Apple’ın uzun bir dönemden sonra karında düşüş açıklaması. Samsung’un olayı tam bir rezalet. Açıkçası, Iphone 4’te yaşanan anten problemini geçebilecek bir soruna sahip akıllı telefon üretimini beklemiyordum. Samsung bunu başardı, kendilerini tebrik ediyorum. Volkswagen skandalı ile yarışabilecek bir hata. Gelelim Apple’a. Aslında Apple bu durumu olabildiğince erteledi bence. Steve Jobs’dan sonra kendi kimliklerinin dışına çıktılar. Pazar yaratan bir markadan, pazarın taleplerini iyi karşılayan bir markaya dönüştüler. Eh, pazar doyum noktasına ulaştığında da pazarı yeniden şekillendirmeniz gerekir. Uzun zamandır Apple bu kimlikten uzak. Bunu başarabilirler mi bilmiyorum.

Şu anki akıllı telefon pazarını ben ilk iphone öncesindeki telefon pazarına benzetiyorum. An itibariyle pazarda bütün markalar paylarını almış durumda. Herkesin yeri belli ve oynamalar minimum düzeyde oluyor. Şu sıralar yenilikle gelecek bir marka ciddi pay sahibi olabilir ve kendi Nokia sını yaratabilir, yani bir markayı tarihin tozlu sayfalarına gönderebilir. Bence artık pazar bir yenilik bekliyor. Aslında daha doğrusu yenilik için yalvarıyor.

Apple ve Samsung her seferinde daha iyisini üretiyorlar ama şunu unutuyorlar, müşteri her zaman daha iyisiyle memnun olmaz bazen daha farklısını, daha yenisini ister. Steve Jobs bunu görmüştü. Hep yenilik peşindeydi, fark yaratma derdindeydi. Dünyayı değiştirebileceğine inanan sıradaki çılgın kim olacak bakalım.

 

Farklılıklar üzerine

Bu dünyayı güzel kılan şey farklılıklarımız, bu dünyayı çirkin kılan şey ise bu farklılıkları kabullenemeyen insanlarımız bence. Her ağaç güneşin cömertliğine karşılık elma verseydi, kiraz muz, portakal gibi güzel meyvelerden mahrum kalırdık. Her hayvan kediler gibi ben merkezci hareket etseydi, onları bu kadar sever miydik veya bize ilginç gelir miydi? Herkes aynı şeyi düşünüyor olsaydı, hararetli tartışmaların verdiği hazzı ne verecekti? Herkes onun gibi gülse onun gülüşünün bir kıymeti kalır mıydı?

İnsanların hep biyolojik açıdan ne kadar mucizevi bir şekilde yaratıldığından bahsedilir. Bence esas hayret ettirici ve mucize denebilecek şey, her insanın farklı karakterde olması. Bir olay üzerine farklı görüşler çıkması, herkesin farklı kişilere aşık olması, farklı işlerde çalışmak istemesi; gerçekten muazzam bir şey.

Etrafımızdaki insanlardan, dostlarımızdan, ailemizden farklı olduğumuzu anlamak için kimi zaman bir olay kimi zaman bir kişi gerekir, kimi zaman da ufacık bir soru bile yeterlidir.

Geçenlerde arkadaşlarımla yaptığımız bir sohbette birbirimize sorular sorduk peş peşe. Ben aklıma gelen bir soruyu yönelttim. “Dünyada şu an hayatta olan insanlar arasında istediğiniz biriyle tanışabilecek olsanız kimi seçerdiniz?” Cevapları ve gerekçeleri dinlemek gerçekten güzel bir deneyimdi. Size de tavsiye ederim.

Türkiye’de eğitim üzerine

Benim çok sevdiğim bir söz vardır, “Hayat siz başka planlar yaparken başınıza gelenlerdir.”diye. Bizim ülkemizde eğitim sistemini planlayanlar bu sözü temel amaçları olarak benimsemişler sanki. Bir ülkede bu kadar kısa süre içinde bu kadar çok liseye giriş sistemi değişmez. Alınan her karar çocukları etkiliyor, daha dikkatli değişiklik yapılması gerekirken kafalarına estikçe sistemle oynuyorlar.

Bir de şu meshur tablet konusu var. Tabletler eğitim de kullanılmalı, evet; ama düzeltmeye başlamamız gereken yer tabletler değil. Ülkemizin en büyük sorunlarından biri onceliklerinin yanlış olması. Mesela merak ediyorum, ülkemizde hocaların % kaçı tabletleri etkili ve verimli kullanabiliyor.

Bir ülkede eğitimin ne kadar iyi olduğunu anlamak istiyorsanız gelenegi olan okul sayısına bakın. Bizim ülkemizde geleneği olan okul sayısı ne kadar da az değil mi? Bir de bu durum yetmezmiş gibi geleneği olan okullara müdahale ediliyor. Cağaloğlu, İstanbul Erkek bunlara örnek. Senelerdir eğitim veren askeri okulların kapatılması da başka bir örnek. Bu durumun ne kadar kötü olduğunu ileride göreceksiniz.

Açıkçası siyasetçilerin bunu düzelteceğini sanmıyorum. Bu sebeple Koç, Sabanci, Yıldız, Doğuş gibi büyük holdinglerin eğitime devamlı para harcaması lazım, ilkokuldan üniversite eğitimine kadar. Yoksa bundan 15-20 sene sonra calisam bulmakta zorlanacaklar.

 

Blog at WordPress.com.

Up ↑