Search

Düşüncelerim

kahve veya çayla tüketin…

Category

yaşam

Umutlarınızı kaybetmeyin!

Umut bu dünyada kolay kazanilip kolay kaybedilen bir duygu, his. Umutsuzluk ise kurtulması zor bir süreç, bir hastalık. Aslında tedavisi basit ama insanın bunu tek başına keşfetmesi pek kolay olmuyor.

Şu sıralar çevremde umutsuzluğa kapılmış çok insan var. Hepsinin de binlerce haklı sebebi var. Hayatlarındaki sıkıntılar, ülkedeki sorunlar, dünyadaki yanlışlıklar. Hepsi bırakmamacasina sarılıyor insana. Nefes alamıyorsun adeta.

Bu umutsuzluğa son olarak referendum sureci de birkaç baharat kattı. Bu konuda düşünceli olanlara şunları söyleyebilirim;

Bir şeyleri düzeltmek mi istiyorsunuz? Yalnız değilsiniz. Sizin gibi bekleyen, üzülen, sinirlenen milyonlarca insan var. Birbirinizi bulabilirsiniz. Çevrenizdekileri ikna edebilirsiniz. Evet çok zor ama imkansız değil. Çabalayın. Bu ülkenin hatırlamasını sağlayın. Kaybettiğimiz hoşgörüyü, sevgiyi, saygıyı, paylaşmayı hatırlatın. Emin olun bu ülkenin tamamı bunu çok özledi. En çok da birbirine içten gülümsemeyi.

 

Türkiye’de eğitim üzerine

Benim çok sevdiğim bir söz vardır, “Hayat siz başka planlar yaparken başınıza gelenlerdir.”diye. Bizim ülkemizde eğitim sistemini planlayanlar bu sözü temel amaçları olarak benimsemişler sanki. Bir ülkede bu kadar kısa süre içinde bu kadar çok liseye giriş sistemi değişmez. Alınan her karar çocukları etkiliyor, daha dikkatli değişiklik yapılması gerekirken kafalarına estikçe sistemle oynuyorlar.

Bir de şu meshur tablet konusu var. Tabletler eğitim de kullanılmalı, evet; ama düzeltmeye başlamamız gereken yer tabletler değil. Ülkemizin en büyük sorunlarından biri onceliklerinin yanlış olması. Mesela merak ediyorum, ülkemizde hocaların % kaçı tabletleri etkili ve verimli kullanabiliyor.

Bir ülkede eğitimin ne kadar iyi olduğunu anlamak istiyorsanız gelenegi olan okul sayısına bakın. Bizim ülkemizde geleneği olan okul sayısı ne kadar da az değil mi? Bir de bu durum yetmezmiş gibi geleneği olan okullara müdahale ediliyor. Cağaloğlu, İstanbul Erkek bunlara örnek. Senelerdir eğitim veren askeri okulların kapatılması da başka bir örnek. Bu durumun ne kadar kötü olduğunu ileride göreceksiniz.

Açıkçası siyasetçilerin bunu düzelteceğini sanmıyorum. Bu sebeple Koç, Sabanci, Yıldız, Doğuş gibi büyük holdinglerin eğitime devamlı para harcaması lazım, ilkokuldan üniversite eğitimine kadar. Yoksa bundan 15-20 sene sonra calisam bulmakta zorlanacaklar.

 

Söylenenler vs Yapılanlar

Kısa bir zaman oldu yazmayalı. Ne konuda yazabilirim sorusuyla geçirdim bu günleri. Şu sıralar bana çok garip gelen bir durum üzerinde sizin de düşünmenizi istedim ve bu durum hakkında birkaç sey yazmaya karar verdim.

Öncellikle birkaç hafta önce aklıma takılan bir soru ile başlayayım. Sizce bir şeyi duymazdan gelmek mi daha zordur, görmezden gelmek mi? Bu soruyu birkaç arkadaşıma sordum ve coğunluk görmezden gelmek dedi. Bunun sebebi nedir diye sorguladık ve şu sonuca vardık. İnsanların birbirine azalan güveni yüzünden kendi gördüğü şeylere duyduklarından daha fazla önem veriyor. Onlara daha fazla inanıyor.

Bu durum siyasette pek böyle çalışmıyor. Bana katılacak mısınız bilmiyorum ama konu siyaset olunca insanlar yapılanlardan çok söylenenleri önemsiyor. Bu bütün dünyada böyle. Siyasetçiler bir sürü yanlış (özellikle belirteyim hata değil yanlış) yapıyor ve destekleyicileri bunu görmezden geliyor ve söylediklerine inanıyor. Bu ABD de de böyle ülkemizde de.

Tabii ki herkesin savunması dinlenmeli ama her söyleneni de düşünmeden kabul etmek doğru değil. Aman dikkat kandırılırsınız sonra, benden söylemesi.

“Derdimi anlatacak kadar”

Bu kalıbı hepimiz duymuşuzdur. “Ne kadar iyi ingilizce konuşuyorsun?” , “İspanyolca seviyen ne?” Gibi sorularla yabancı dil bilgimiz sorgulandığında verdiğimiz cevaplardan en popüleri budur herhalde.

Birçoğumuz en az bir yabancı dili derdimizi anlatacak kadar bildiğimizi iddia ediyoruz. Peki biz acaba Türkçe’yi derdimizi anlatacak kadar biliyor muyuz? Çünkü gündemi takip ediyorum, meclisinde de metrobüsünde de kavga.

Konuşma alternatifini bu kadar çabuk terk edip kavgayı çözüm olarak görmek gerçekten ilginç.Bence bunun iki sebebi olabilir, toplum olarak ciddi mental problemlerimiz var ya da Türkçe’yi kendimizi ifade edecek, derdimizi anlatacak kadar bilmiyoruz.

Kendini kaybetmek (bulmak)

Eski defterlerimi karıştırırken lisede bu konu üzerine yazdığım yazıya rastladım. Üzerinde tekrar dusunmeme sebep oldu bu durum.

Sizce kendini kaybetmek gerçekten kendini kaybetmek midir yoksa kendini bulmak mı? İnsanlar kendilerine sınırlamalar koyar, engeller koyar. İçindekileri çok nadiren dışarı vurur. Hatta çoğumuz maskelerin ardında yaşarız. Biri size gülümsediğinde gerçekten size gülümsüyor mu acaba? Size dedikleri, yanınızdayken takındığı tavır gerçek halimi?

Hepimiz politikacılara laflar ederiz (ki çoğu haklıdır da) ama düşününce hepimiz birer politikacı değil miyiz? Gerçek kimliğimizi gösterdiğimiz anlar çok nadiren gerçekleşen kendimizi kaybettiğimiz anlar olabilir mi? Ya da başka bir deyişle bu anlar kendimizi bulduğumuz anlar olabilir mi?

 

Blog at WordPress.com.

Up ↑